Derin mutsuzluklarımızın nedeni; ayrı düşmüş olmamız. Umutsuzca aradığımız aşkın temelinde de bu yatıyor. Kaybettiğimiz sevinç, mutluluk, tatmin duygularını başka bir yerde, başka birinde veya maddesel hedeflerde bulabileceğimizi düşünüp, mutluluğu başka bir yerde zannediyoruz. O kaçıyor, bazen tutacakmış gibi oluyoruz ama yine elden kaçırıyoruz. Her yeni evde, her yeni insanda, her yeni işte, her yeni ortamda ayrı düştüğümüz mutluluk belki karşımıza çıkar diye umutlanıyoruz. Önemli davet, toplantı, etkinlik gibi yerlere giderken gösterdiğimiz özen de bir tür mutluluk arayışı. Yitip giden bir sevgiliyle karşılaşma olasılığı bizi heyecanlandırıyor. Ya da daha hiç karşılaşmadığımız o eşsiz sevgiliyi bu dünyada bulabileceğimizi sanmak yanılgısı bizi umutlandırıyor. Onu burada bulamayacağını anlayanlar, bazen hepten umutsuzlaşıyor ve bir müddet sonra hem yarıştan, hem kalabalıktan kopuyor.
Kaynaktan gelen coşkunun, sevincin, mutluluğun ve tatminin zamanı ve mekanı yok. O, bir süreklilik hali. Hiçbir şarta bağlı değil. Onu bulabilenler zaten boyut atlıyor. Bu dünyayı farklı algılayıp, bambaşka bir hal içinde yaşamaya başlıyorlar. Allah hepimize nasip etsin. Zihin ve egodan ibaret sandığımız varlığımız, aslında bilinç ve mutluluktan ibaret. Asıl mesele, işte burada. Tekrar özümüze dönebilmek. Bu dünyada yaşarken bilincimizi ve sevincimizi artırabilmek. Yolculuğumuza rehber olması için Yaradan’a dua etmek, O’nun yolumuza ışık tutmasını dilemek önemli.

Yaşadıkça dualarım da çeşitleniyor. Önceleri dünyasal isteklerden bir potpori yapıp gökyüzüne saldığım dualardan, şimdilerde çok daha olgunlaşmış isteklere yelken açtım. Artık ulaşmayı arzuladığım isteklerimin en başında hakikati anlayabilmek var. Hakikat denen ilim üzerinde bilgilenmek, bu yolda ilerlemek ve en nihayetinde bunu bilen ve yaşayan biri olabilmek en büyük arzum.. Çünkü bu ilmin içinde “insan” olmanın sırları yatıyor. Kur’an-ı Kerim bize insanı, yani kendimizi anlatıyor. Bu nedenle bu kadar çok tefsiri var. Herkes kendini, daha doğrusu kendi zannettiği nefsini okuyor. Kısıtlamalarla ve korkutmalarla yorumlanan ayetler, bunu duyuran kişinin algısında bu yönde şekilleniyor, çünkü benliğinde böyle bir gerçeklik içinde yaşıyor. Herkes kendine nasip edildiği kadar algılama ve “bilme” kapasitesi taşıyor. Bu yüzden Kur’an-ı Kerim çok değerli. Evrensel boyutta herkese hitap eden bir kitap. Kimi; sevgi sözcüklerini seçip, insan için iyilik ve güzel ahlak öneriyor. Kimi ise; korku ve azap sözcüklerini seçip, insan için çatışma ve savaş öneriyor. Herkes kendi terkibince Kur’an-ı anlayıp yorumlayabiliyor. Bu yüzden lütfen kendiniz okuyun. Arapça bilmek şart değil, Türkçe Kur’an tefsirlerini okuyup size verdiği duyguyla tanışmaya çalışın. Kur’an, kalbinizi açtığınızda ilerlemenize yardım ediyor ve anlamlarını cömertçe sunuyor. Hz. Muhammed (S.A.V)’e ilk yollandığında, Allah’ın buyruğu ne oldu?.. “Oku!” denildi. Okuma-yazma bilmediği iddia edilen birine verilen bir emirdi bu. Onu okuyabileceğini bilen Allah tarafından gönderilen bir hitap “Oku!”emriyle verildi. Peki sadece Peygamber’e yollanan bir kitap ve emir mi bu? Yoksa onun takipçilerine yapılmış bir teklif mi? Allah ile kul arasında başka kimse yok. Bu yüzden “Oku!” diyen Allah’ın bizler için bir önerisidir bu. “Oku!” …
.jpg)
Dualar önemli demiştim. Ben Hakikate ermek için Allah’tan ilmimi artırmasını istedim ve hala da çok istiyorum, hep istiyorum. O da beni duyuyor olmalı ki; yoluma hayırlı insanlar, iyi öğretmenler çıkarıyor ve öğrenme açlığımı gidermem için fırsatlar sunuyor. Şimdi bilgelik yolunda ilerlemek için yalvaran bir öğrenci olarak, dualarıma yeni bir cümle daha ekledim. Allah’tan bilincimi ve sevincimi artırmasını diliyorum. Hakikat bilgisi sonsuz bir kaynak. Herşeyi bilebilmek ancak Peygamberlere, nebilere ve belki biraz velilere nasip olmuş. Ama kısıtlı da olsa, bilebilme kapasitemdeki tüm bilgileri almak ve hazmetmek istiyorum. Bilinç, belli bir düzeyde hızlı bir ivme kazanıyor ve gelişime açık biriyseniz, doymak bilmez bir şekilde okuyup biriktirmeye çalışıyorsunuz. Bir yerden sonra algılamada bir fark oluşuyor. Hayata ve kendinize bakış açınızda önemli bir değişiklik meydana geliyor. Ama iş mutluluğa, sevince, coşku ve tatmine gelince, o kadar kolay ilerlenemediğini itiraf etmem gerek..Bilmek ayrı, bulmak ayrı, görmek ayrı.. Olabilmek ise…İşte bütün mesele bu…
Belki bilincim açılıyor, farkındalığım artıyor ama hayattan aldığım keyfin de aynı oranda artmasıdır doğru yolda olduğumu gösteren işaret. Bu yüzden sevincimi artırması için de Allah’a dua ediyorum. Şartlara bağlanmayan, ucuna dünyevi hırslar, “başarı” adı altında gizlediğimiz açlıkların doyurulması isteğini takmadan, sebepsiz ve tarifsiz sevinçler yaşamak istiyorum. Tüm insanlığın deneyimlemekte olduğu gibi, kaybetmiş olduğum o sınırsız mutluluk ve sevinç haline dönmek istiyorum.
Nasip et Allah’ım…

Bu yolda arayışlarıma cevap olan çıkan çok güzel öğretmenler, çok saygı duyduğum kişiler oldu. Burada yeri gelmişken onlara da bir teşekkür borcum var. Haklarını ödeyemem, her biri içimdeki başka bir parçaya karşılık gelen cevaplar oluşturdular içsel arayışımda.
Her daim dualarımı ve iyi dileklerimi yolluyorum.
Sevgili Işık Yazan Hocam’a, sevgili Göksel Karabayır’a, sevgili Ahmet Turan Esin Hocam’a, sevgili Murat Tulga Buyruk’a, sevgili Ali Canip Olgunlu’ya, canım Deniz Erten’e, sevgili Hüseyin Uysal Hocam’a, sevgili Kubilay Aktaş’a, son dönemde kitaplarından ve kendilerinden feyz aldığım sevgili Tuncay Kul’a ve sevgili Çağrı Dörter’e çok teşekkür ederim. Bir özel teşekkürüm ise; bu listeden ayrı tuttuğum Şenay Çetin’e olacak. Manevi yolculuğumda hem mürşit, hem terapist, hem mentor, hem abla olarak değişik kıyafetlere bürünüp benimle uğraşmak zorunda kalan koca yürekli Şenay Hocam’a minnettarlığımı nasıl ifade edeceğimi doğrusu bilemiyorum. Her daim gönlümde özel bir yere sahip olacak…
