Bir olasılık yaşam buldu. İçim içime sığmadı. Demek yaşıyormuş… Demek böyle bir şey varmış… Aynı zamanda bu olasılık, beni zamanda, mekanda, duyguda, oradan oraya savurdu…

Yaşıyorsa, şimdi yokluğunu nasıl kabul edebilirim? Yanımda olmayışını nasıl izah ederim kendime..?

Bu durumda hiç olmaması daha mı iyi olurdu? Öylesine bir hayalden ibaret kalması, daha mı hayırlı olurdu..?

Hiç gerçekleşmeyeceğini bildiğin bir hayal ile, istediğin şekilde mutluluk oyunları oynayabilirsin. Hayalinde türlü mekanlarda, çeşit çeşit dekorlar kurup, onların önünde bir öyle bir böyle senaryolar ve olasılıklar üzerine oyunlar kurabilirsin. Farklı versiyonlarını çekebilirsin zihninde. Uzun olanını, kısa ve acıklı olanını… Uzun ve sıkıcı olanını… Şaşırtıcı sonla bitenini, hiç bitmeyenini… İstediğin sayıda ve sayısız kurguda çekebilirsin filmini zihninde…

Sende ne acı, ne iz bırakır…

Ama hayalin ete, kemiğe bürünüp karşına dikildiyse, o zaman başka. Şimdi sen boyun eğmek durumundasın senaryonun getirilerine. Sadece tanıklık edebilirsin, hayatının en önemli rollerinden birini oynarken. Akışına bırakman gerekir olanları da, olmayanları da bir şekilde. Hayrına görünüp de, sonra terse dönen durumları yaşayıp görmek zorundasın. Dersini almak için türlü acısına, sıkıntısına “Eyvallah” etmek durumundasın.

Hayal kurmak da tehlikeli vesselam. Yürekten isteyince, çok isteyince oluyor aman dikkat…

Şubat 2016

“Kendin olmayan birine asla aşık olamazsın. Bir okyanusu bardağa doldurmaya çalışmak gibi beyhude bir girişimdir seninkisi… Gerçekte, kendini sevmeyi öğrenmeden birini samimi olarak sevemezsin”. Dreamer ve Sen, Elio D’Anna