İnsanlar kalabalıklar içinde yalnızlıklarına alışmış görünüyor. Kanıksanmış bir yalnızlık hali. En baştan roller dağıtılırken alınmış ve bir daha sorgulanmamış gibi. Öylece aynı yerlerde dolaşıp duran kalabalıklar arasında yaşamaya mahkum edilmiş gibi. Tanışık olup olmamak da aslında faydasız. Çünkü tanışsan da yalnızsın, tanışmasan da.
Bugün oturduğum kafede, uzaktan bakınca komik bulduğum bir karenin içinde buldum kendimi. Temassız, uzantısız, orada başlayıp orada biten, hızlı tüketilmiş bir modern zaman hikayesinin iki karakterinden biri olduğumu neden sonra anlayacaktım. Kafeye girdiğimde oturacağım yeri seçerken, güzel havanın etkisiyle dışarı çıkmanın iyi bir fikir olacağını düşündüm. Geçtiğim masalarda bazı yüzler kazınmış haliyle hafızama. Dışarı çıkmadan evvel, kapının ucundaki masada oturan üç adamdan biri gözüme ilişmişti bir anda.
Dışarı çıkar çıkmaz camın dışındaki ilk masaya yerleşmiş ve kendime ait özel bir keyif alanı yaratmıştım. Güzel bir salata, hafif bir beyaz şarap eşliğinde telefonum, not defterim, düşüncelerim ve ben, çok memnunduk halimizden. Bir müddet sonra çantamdan çıkardığım “Asi Peygamberler” kitabı da bu alana dahil olduğundan, iyice uzun bir zaman geçmişti. Sonra bir an, niye bilmem, başımı camdan içeriye doğru çevirmek ihtiyacı duydum. Ve hemen camın öbür tarafında bana doğru sandalyesini çevirmiş oturan genç adamı farkettim. Dışarı çıkmadan evvel son masada oturan ve gözüme ilişen genç adam, şimdi aynı masada yer değiştirmiş ve neredeyse aynı masada oturuyormuşuz hissi veren bir konumda bana bakıyordu.
Belki de uzun bir süredir o şekilde beni izliyordu. Tabii ben farkedince, önündeki deftere yapmış olduğu çizimlere ve telefonunda yazdığı mesajlara yoğunlaşmak gereği duydu. Ara ara telefon konuşmaları yapıyor ve kaçamak bakışlar atıyordu. Ben de artık bu duruma kayıtsız kalamıyordum, onun bakmadığı zamanlarda ben de ona bakıyordum. Aslında aramızda sadece kalın bir cam vardı. Eğer o cam olmasaydı, yüzleri birbirine dönük oturan iki kişiydik ve bir kol mesafesinde iki insanın hiç konuşmaması dışarıdan çok garip görünebilirdi.
Bir gece önce uyumadan az evvel, instagramda gördüğüm ve uzun süre baktığım fotoğraf geldi birden aklıma. Fotoğrafta, arka arkaya iki ayrı masada oturan yalnız bir kadın ve yalnız bir erkek vardı. Cama vuran görüntü öyle bir yanılsama yaratıyordu ki; bir başka noktada onlar yüz yüze oturmuş birbirine dokunuyor gibi görünüyordu. Fotoğraftaki yanılsama çok ilgimi çekmişti ve uzun uzun bakmıştım.
Ertesi gün öğle saatlerinde bir başka fotoğrafın içinde, iki yalnız kahramandan bir olacağımı ve belki dışarıdan bakan bir başka gözlemcinin perspektifinden çok farklı algılanan bir görüntünün parçası olacağımı bilemezdim elbet. Bu tür eş zamanlılıklar insanı düşündürüyor ve bu düşüncelerden de ister istemez bir sonuca varıyorsun. Bir gece önce bir fotoğrafa bakıyorsun ve ertesi gün benzer bir karenin içinde buluyorsun kendini. Bu durum insanı hem güldürüyor, hem endişelendiriyor ve diyorsun ki; “Hayat, belki de bilinçsizce yaptığımız seçimlerden ibaret”. Aslında baktığımız her yerde belki de sadece optik yanılsamalar var ve beynin bize yaptığı yorumlar üzerinden adına “gerçek” dediğimiz büyük bir yanılgının içinde yaşıyoruz.
Peki tüm bunları yönlendiren en büyük kuvvetin, kendi düşüncelerimiz olabileceği fikri size şu anda ne hissettiriyor?
Id sale ubique sit. Id eam oblique epicuri. Sit duis placerat molestiae ad, nam ut minim erant definitionem.“Koca dünyaya sığmayan gönlüm, bir göz odaya sıkıştı kaldı”. Aşık Veysel
27.02.2020 İstinye
Aşık Veysel
