Varlık aleminden sıkılmışlık ve burada sıkışmışlık hissiyatım yoğun bu aralar. Varlıktaki seyirde daralma yaşamanın anlamı nedir bilmiyorum ama geceler boyu rüyalarda bu sıkışıklık hissini yaşıyorum. Sanki dünya enden boydan daralmış, üstüme geliyor gibi. Yoksa ben mi büyüdüm de mekan algım değişti? Hani küçükken gözümüze kocaman görünen yerler, mekanlar, yıllar sonra gittiğimizde bambaşka görünür. İnsanın hem kendine, hem yeryüzüne yabancılaşması gibi bir durum. Kendim de dahil, kimseye, hiçbir uzun ilişkiye tahammülüm kalmadı. Kendimle de epeydir uğraşmakta olduğumdan, bir doyum noktasına ulaştım. Ya da arayışım öylesine derinleşti ki; iyice doyumsuzlaştım… Tam olarak adını koymakta zorlanıyorum. Sanki ruh bu bedene sıkışmış olmaktan bunalmış, limitlerini zorlamak üzere gözünü karartmış gibi. “Sebepsiz yere yaprak bile kımıldamaz” hükmünce bir anlayışa varabilmek üzere bekliyorum. Elbet herşeyin en hayırlısını “ben”im için uygulamaya koyan güzel Rabbim, yeni bir hale sokup beni büyütmeye çalışıyor. Kendi şaşırtmalı yöntemleri ile sınırlarımı zorlamam gerektiğini anlatmaya çalışıyor belki de. Bulunduğum yerden bir başka mevkiye veyahut da farklı bir menzile göz dikmem gerektiğini hissettirmeye çalışıyor inceden, latifliği ile…

Şu sınırlı ve aciz insan olma hikayesini kafamıza öyle bir kazımışlar ki, ne kadar yeni yazılım yüklemeye çalışsak da, fonda eski bir şarkı gibi dönüp duruyor. Tekrar tekrar çalıyor… Seni aşağı çekmek, yüksek ufuklara gözünü dikmekten alıkoymak istercesine… Hani “Arabesk müzik sevmem, bir yanım hep acılı zaten” demenin bir başka türlüsü gibi. Kendinden kendine ironi… Hayatın bütünü gibi…

Televizyon karşısına geçmiş, öylesine ekrana boş boş baktığım bir gün, yeni çekilen filmlerin kamera arkası görüntülerini ve fragmanlarını paylaşan bir kanalda, süper kahramanlı bir filme denk geldim. Yüzümü birden istem dışı bir mutluluk ifadesinin kapladığını fark ettim. Tarifi imkansız bir rahatlama hissi… İçimdeki bir parçanın “Böyle de yaşarız gerekirse” diyen sessiz sevinci… İzlemekte olduğum görüntünün; aniden görünmez olan insanlar, nerden geldiği belli olmayan uçan varlıklar gibi bu aleme ait olmayan meseleler olduğunu söylememe gerek yoktur herhalde.
Çocukluğumdan beri hep bu tür fantastik konulara çekilmişimdir. Süper güçlere sahip hayal kahramanlarının maceralarını içeren filmlere sadece çocuklukta değil, yetişkinliğimde bile hep düşkün oldum. Oğlum küçükken onu sinemaya götürme bahanesiyle, bu tür filmleri onunla birlikte nasıl iştahla seyrettiğimi anlatamam. Hatta onun küçük yaşı nedeniyle çabuk sıklıp çıkmak istediği dönemlerde, onu kalmaya ikna etmek için ne diller dökmüştüm. Yani diyeceğim o ki; bu “uçma kaçma” işlerine ben kendimi bildim bileli teşneyim. Hani ne bileyim, daha da uzun süre takılacaksak buralarda, birileri yardımcı olsa da, varsa gizli yeteneklerimiz ufak tefek ortaya çıkarıp kullanmaya başlasak. Zaten pratik edip ustalaşmak, her işte uzun zaman aldığından, bir yerden başlamak gerek. Öyle gözüne kestirdiğin hedefe hemen uçup konmak kolay iş değil. Sandık üstünden atlayarak işe koyulacağız haliyle…
Şaka bir yana… Bilinç dediğimiz gerçeklik algımızın sınırlarını genişletmek için bir çaba gerektiriyor varoluşun katmanları. Değişik bakış açıları ile madde dünyasını yeniden yorumlamaya başlamak, farklı yetilere açılmak ve temelli olmasa da, ara sıra “gerçeklik” denen muammadan kopmak gerekli olabilir.
Belki zamanı gelmiştir…
7/6/2020
“Gerçek BEN’e ulaşabilmek önce insanın kendi zihninde kurguladığı Ben’i yok etmesiyle mümkün olabilir”… Mesut Topal
